Allah'a Karşı Uyanıklık (!)

13.08.2018 14:05

Müslüman kul hakkı ambarı taşımaz. Kul hakkını anında iade eder. Yıllara yaymaz.



Geçen haftaki yazımda haccın tüm müslümanlar açısından önemi ve nasıl, asıl anlamını yitirip şeklî bir ibadete dönüştürülerek değersizleştirildiğinden bahsetmiştim. Aslında bu sadece hac ibadetimizin başına gelen bir durum değil.

Bütün ibadetlerimiz toplumsal ahlâkı tamir eden niteliğini kaybetmiş, aksine çeşitli çıkar hesaplarına kurban edilerek, tahrip eden bir forma sokulmuştur.

Genel uygulama itibariyle ülkemizde hacca gitme çağı ergenlikle değil, emeklilikle başlamaktadır. Halbuki  böyle bir şart yoktur. İnsan ergenlik çağına emekli olunca mı girmektedir. Müslüman, şartlar oluştuğu anda hacca gidebilmek için derhal girişimlere başlamalıdır. Ancak ülkemizde birçok insana genç iken neden hacca gitmiyorsun dendiği zaman “Daha yaşım genç. Ben haccı tutamam” cevabını alırsınız. Onun zihninde haccı tutmak nedir? Dinin tüm gereklerini harfiyyen uygulamak. Peki bunu yapmak için hacca gitmek şart mıdır? Değildir. O zaman ne demek istiyor bizim sevgili gencimiz? “Helal haram demeden dünyanın tüm zevklerini tatmak istiyorum. Ondan sonra da yaşlanınca zaten hacca gider günahlarımı da sıfırlarım(!) Ondan sonra da camiden eve, evden camiye, günahlara da artık bulaşmadan boynum kıldan ince vaziyette ölümü beklerim.”

Müslüman artık şunun bilincinde olmalıdır. Allah’ın bize yüklemiş olduğu tüm sorumluluklar ergenlik çağıyla başlamakta ve ahlâklı bir toplum hedefiyle bireyin tüm dünyasını kuşatmaktadır. Bu şuurla yetişmemiş bir müslümanın her hareketi adeta Allah’a karşı uyanıklığa dönüşmektedir. Yani hacca gidince tüm günahlarının silineceğine inanmaktadır. Bu da bir şeytan aldatmacasıdır. Müslümanların günah ve rezalet çukurundan bir türlü çıkamamasının altında yatan sebeplerden biri de budur. Allah; hangi yaşta olursa olsun, affedeceği bir kulunun günah peşinde diyar diyar dolaşmasını ister mi? O son derece merhametlidir. Kullarını her halükarda sever ve şefkat gösterir.  Peki sen Ey Müslüman! Onun huzuruna bilerek ve kasten işlenmiş günahlarla giderken hiç yüzün kızarmaz mı? Günahtan vazgeçmek için illaki kabeyi mi görmen gerekir? Kur’an’ı görmüş olman yetmez mi? Tövbe niçin vardır? Kim bilir belki de Allah, günahlardan sakınan kullarını Beytullah’ta (Allah’ın Evi’nde) ağırlamak istiyordur hac ibadetiyle. Hem böylece kişinin imanı da perçinlenmiş olur. Bugün Kâbe, müslümanların günah yükünü çekemez hâle gelmiş, onu duyabilen müslümanlara feryad-ü figân etmektedir. İçinde put yoktur belki ama bizim içimizdeki putlara ne demeli? Kâbenin içimizdeki putları kırmaya gücü yetiyor mu? Yoksa orayı görünce putlarımızı daha da büyütmüş olarak geri mi dönüyoruz?

Ülkemizde haccın geleneksel olarak bazı ön hazırlıkları yapılmaktadır. Bunların başında helâlleşmek gelir. İnsanlar hacca gidecekleri zaman etraftaki tanıdıklarını ziyaret eder ve helâllik isterler. Şüphesiz ki helâlleşmek güzeldir ve müslümanların olmazsa olmazıdır. Bu konuda da yine kul hakkını biriktirip, Kâbe’ye gideceğimiz zaman “kul hakkı asla affedilmez, diğerlerini nasıl olsa Allah affeder” mantığıyla helâlleşme turnesi yapılıyor. Eğer 60 yaşında hacca gidiyorsan, meselâ 30 yaşında yediğin bir kul hakkını nasıl telâfi edip, helâllik alacaksın? Bu bir mal ise 30 yılın kaybı ne olacak? Yok manevî zarar verdiysen o kişinin uykusuz gecelerini nasıl geri vereceksin? İslâm ergenlikten itibaren tüm dünyanı kuşatmadıkça işin içinden çıkabilmen o kadar zor ki. Ben şahsen hac öncesi helâlleşmelerde zaten zararı telâfi edip te o şekilde helâlleşeni hiç duymadım. Bir formalite gereği özellikle de kul hakkı konusunda aralarında bir ihtilâf zaten olmayan kişileri turlayıp, kolay yoldan işi halletme yoluna gidiyor herkes. Halbuki; helâlleşme anında yapılırsa bir anlam ifade eder. Bugün hakkını yediğin birine 30 yıl sonra hakkını iade edersen büyük bir ihtimalle onun da işine yaramaz zaten. Kasten kul hakkı yemek hacca gitmiş olsun ya da olmasın hiçbir müslümana asla yakışmaz. Eğer hataen kul hakkı yemişse de ilgili kişiden hemen özür diler ve o hakkı iade eder. Öyle yıllarca ambarlarını kul hakkı ile doldurmaz. Müslüman kul hakkı ambarı taşımaz. Kul hakkını anında iade eder. Yıllara yaymaz.

Demek ki günahlardan arınmayı simgeleyen ihram ruhu, ergenlik çağından itibaren tüm benliğimizi sarıp sarmalamalı, kâlbimizi temiz tutmak istiyorsak onu kirletmemeyi düstur edinmeliyiz. Kirletmeyelim ki temizlemek için de kırk takla atmak durumunda kalmayalım. Her şeyin formalitelere indirgendiği hac ibadetimizi de, ak pak bir vicdan, salih amel ve dürüstlüğü karakter haline getirmiş bir müslüman olarak yerine getirelim.