Kudüs; Antakya’dır, Kilis’tir, Antep’tir Urfa’dır.

05.04.2018 18:20

Yeryüzünün neresine gittiler ise beraberlerinde entrikalarını, fitnelerini, korkaklıklarını, fücurlarını birlikte götürdüler.



Tarih sahnesine nasıl çıktığınız önemli değildir.  Daha önemli olan tarih sahnesine çıktığınız duygu, heyecan, coşku, asalet, tarih ve kültürünüzü koruyup koruyamadığınızdır. Birçok millet tarih sahnesine şanlı ve pek ulvi değerlerle çıkmış olabilir, fakat sonradan gelen nesiller bu çıkışı sürdüremez ise bunun çok da bir kıymeti kalmıyor. Daha doğrusu sadece torunların atalarıyla övündükleri bir ritüele dönüşüyor. Bu övüncün etkisi ne ekonominize, ne sanayinize ne de sosyal yapınıza bir katkı sağlamamaktadır. Önemli olan asaletinize sahip çıkıp miras aldığınız değerleri daha yücelere taşıyabilmektir.

Hepimizin malumu İsrailoğullarının tarih sahnesi Hz Yakup ile başlar. Mısır’daki yaşamları da Hz Yusuf ile başlar. Uzun süre bugünkü Ürdün, Filistin bölgelerinde yaşamlarını sürdüren İsrailoğullarının Mısır yaşamları vezirlik yapan Hz Yusuf’tan dolayı efendilikle başlamıştır. Mısır’ın yerlisi olan Kıptiler arasındaki yüksek itibarlarını Hz Yusuf’a borçlular. Mısır’ın en verimli, en güzel yerleri İsrailoğullarına tahsis edildi. Tek sermayeleri Hz Yusuf olan bu milletin efendi olarak başladıkları tarihi serüven Hz Musa dönemine geldiğinde toplumsal katmanın en altına düşme ile devam etti. İsrailoğullarının tarihi serüveni sistematik olarak efendilikten başlayıp kölelikle neticelenen bir süreçtir. Kölelik dediysek öyle normal bir kölelik tarihi değildir. Kıptilerin en pis iş ve işlemleri İsrailoğulları eliyle gerçekleştirilmiştir. Fiziki sürüklenmenin yanında fikri bir savrulmada yaşamışlardır. Efendiliklerini, şatafatlarını, itibarlarını, haysiyetlerini, şereflerini, umutlarını, özgüvenlerini hülasa her türlü toplumsal statülerini bu süreçte kaybetmişlerdir. Alçaklık kompleksinin dibini görmüşlerdir. Kıptilerin çocuklarına bile ses çıkaramayacak duruma düştüler. Alçaklık kompleksi kendilerini o denli sarıp sarmaladı ki Firavunu Hz Musa’ya tercih ettiler. Allah’ın vaadine bile inanacak umutları kalmamıştı. Elbette bu birkaç yılda gerçekleşen olaylar değildir. Yüzyılları bulan bir savrulmadan söz ediyoruz. Anlı şanlı tarihe kölelik, esaret, pis işler bulaşmıştır. Özgüven, huzur, emniyet gibi olumlu özelliklerin yerini süreçte korku, ümitsizlik, açlık vb duygular almıştır.

Yeryüzünün neresine gittiler ise beraberlerinde entrikalarını, fitnelerini, korkaklıklarını, fücurlarını birlikte götürdüler. Gittikleri her coğrafyada karışıklık, kriz ve kaos eksik olmadı. Birbirleri arasında bulunan kıskançlık, haset vb duygular diğer milletler ile sağlıklı ilişki geliştirmesine müsaade etmemiştir. Onlarca peygambere ihanet eden, onların ahını üzerinde taşıyıp iflah olma ihtimali bulunmayan bir milletten söz ediyoruz. Söz konusu ihanet hala devam etmektedir.

Gençlik ve Spor Bakanlığı onaylı proje kapsamında üniversite ağırlıklı 10 kişilik bir kafile ile Kudüs ziyareti yapma imkanı bulduk. Her ücrası tarih ve medeniyet kokan, onlarca peygambere ev sahipliği yapmış, önemli isimlerin sokaklarında arşınladığı, birçok milletin hayallerini süsleyen, insanlığın gözbebeği olan bir şehri ziyaret etmenin hayalini kurmuştum. Birçok peygamberim ayak izlerini taşıyan bu şehirde ruhi bir atmosfere girme, o deruni atmosferin içinde hercümerç olmayı umuyordum, fakat Siyonist işgalcilerin adım başı kontrol noktalarından ve elem verici uygulamalarından dolayı maalesef bu atmosfere giremedim.

Kudüs sokaklarında gezerken kendimi eski Antakya, Kilis, eski Antep ve Urfa sokaklarında hissettim. Bu yönüyle asla bir yabancılık yaşamadım, hatta sanki onlarca yıldır buralarda yaşamışlık hissine vardım.   Gelen ziyaretçilere birçok noktada (Mescidi Aksa çevresinde) hurma, çay, kahve veya kaynatılmış zencefil ikram edilmesi bu hissi güçlendiriyor. Üstelik bu her gün tekrarlanıyor.  

Sistematik baskı uygulama bedeninizden ziyade ruhunuzu vuruyor. Ruhunuzu en sert şekilde örseleme işleminin hissini yaşıyorsunuz. En kutsallarınızın kapısında son sistem silahlarla donatılmış bulunan askerlerin bakışları arasından geçip ibadet etmeye çalışıyorsunuz. Veyahut camilerinize 3 adet turnikeden oluşan kontrol noktasından geçip ibadet ediyorsunuz. Veyahut bacak kadar veletlerin dil çıkarmaları arasında caminize giriyorsunuz. Ve namaz kılacak, dua edecek, irfani bir haz alacak hülasa ibadet edeceksiniz. Tarihi mekanların şahitliği altında dar sokaklarda tefekkür edeceksiniz, derin tahliller yapacaksınız. Dahası ziyaretinizde bölge çocuklarıyla iletişim kurmak istiyorsunuz. Sevecen tavırlar sergileyince etrafınızı çocuklar sarmalıyor, ama her biri Abd doları isteyerek dilencilik yapıyorlar. Hatta bunun için sizinle Türkçe dahi konuşuyorlar. Araplarla ilgili birçok olumsuzluk sayılabilir, fakat dilencilik, hem de kolektif… Çocuklar arasında dilenciliğin bu denli yaygın olması İsrailoğullarının tarihte Kıptilerin ellerine baktıkları, zillete düştükleri durumu bana hatırlattı. EL Halil şehrinde verimli tarım alanların yakın bir tarihte işgal edilebileceğini bilmek veya İsrail’in bölge ile ilgili hayallerini düşünmek beni epey hırpalamıştır. Akrabalıklara arasına, araziler arasına utanç duvarını yükseltmek sistematik zulmün ve baskının en belirgin göstergeleridir. Birkaç yüz metre uzağınızda bulunan tarlanızı ekip biçmek istiyorsunuz, fakat tarlanıza gidebilmek veya akrabalarınız ziyaret edebilmek için bazen yüzlerce km yol gitmeniz ve bazı kontrol noktalarından geçmeniz gerekmektedir. İnsanları akrabalarından arındırmak, uzaklaştırmak, tarlalarından koparmak vb hem bedenlere hem de ruhlara yapılan en ağır baskılardandır.

Sizi evinizden, tarlanızdan, akrabalarınızdan koparmak sizi köksüz yapacaktır. Köksüz kalmak dayanaksız kalmaktır. Beslenecek bir dayanağınızın olmaması çözülmeniz, kültürsüz, sahipsiz kalmanız demektir. İsrail’in Müslümanların hatıralarını, anılarını imha etmeye çalışıyor. Üstelik hiç acelesi de yoktur. Kudüs, Zeytin Dağı mevkiinde bir Yahudi tarafından satın alınan bir evin güvenliğinin  kameralar eşliğinde Siyonist askerlerince yapılıyor olmasını da çok manidar bulmuştum. Kendilerince Müslüman mahallesinde ev satın alıp oturacak kadar cesur olan bu Yahudi’yi elinden geldiği kadar (evin etrafında onlarca kamera ve asker ile) koruyor olmanın psikolojik izdüşümünü iyi irdelemek gerekir. Dahası adam satın aldığı evin önüne 20-30 metre yüksekliğinde işgalcilerin bayrağını dalgalandırarak Müslümanları tahrik etmektedir. Filistin’de, Kudüs’te yapılan psikolojik bir harptir. Psikolojik üstünlüğü sağlayanın kazanacağı bir harp… İşgalcilerin tarihe, medeniyete, insanlık onur ve haysiyetine, peygamberlik silsilesine ihanet eden pek çok eylemlerini görmeniz mümkündür.

İsrailoğulları Kıptilerin tarihte kendilerine soysuzlaştırma, itibarsızlaştırma, çaresizleştirme ve köleleştirme faaliyetlerini Filistinli Müslümanlar üzerinde uygulamaya çabalıyor. Kendilerinin tarihte nerelere kadar savrulduklarını çok iyi biliyorlar. Dahası tekrar bu tecrübeyi yaşamak istemiyorlar. Bu genetiklerine işlemiş bulunan korkuyu askerlerin gözlerinden görebilirsiniz. Tüm teknolojik silahlarına rağmen yaşadığımız olay bunu bize göstermiştir. (El Halil’de 4 kişi yolumuzu kaybetmiştik.) 

Esasında en iyi tanıdıkları korkuyu fiziksel olarak her yerde görebilirsiniz. Birkaç kmlik yolda defaten kontrol noktalarının olması, meydanlarda sokaklarda tam teçhizatlı askerlerin olması, ara sokaklarda bile kamera sistemlerinin bulunması, birçok alanda jilet tellerin bulunması bu müthiş korkunun en bariz göstergeleridir. Hatta tek başına bile utanç duvarı bile örnek gösterilebilir. Temelde İsrail bu toprakları hem Müslümanlar hem de Yahudiler için yaşanılmaz kılmıştır. Sürekli tedirgin, sürekli teyakkuz halinde, kimi zaman sığınaklarda yaşamaya mecbur bırakılmak dayanılır değildir. İsrailoğullarında var olan tedirginliğin çeyreğini Filistinli Müslümanlarda görmedim. Tam tersine özellikle esnafta mütevekkil ve vakarlı bir duruş gösterdiklerine şahit oldum.

Günlük yaşamın çok pahalı olması da cabasıdır. Asgari ücret 1500 dolar olmasına rağmen yaşam çok aşırı pahalıdır. Asgari ücretten 1948’den beri Kudüs’de oturduğunu ispatlayan Müslümanlarda yararlanıyorlar.  Kudüs, El Halil, Eriha gibi kadim şehirlerde sanayinin örneklerini pek görmedik. El Halil’e giderken sadece bir Kola imalathanesi olduğunu düşündüğüm bir mekan gördüm. Kudüs ekseninde ve diğer şehirlerde yaşam geniş tutulmuş bir hapishaneden öteye gitmiyor.  Zulüm en koyu şeklinde yaşanmaktadır. İşgalci askerleri ben gülerken görmedim. (Bu gülmedikleri anlamına gelmiyor, ben görmedim.) Sürekli ciddi tavırlar içindeydiler. Fakat özellikle Filistinli güvenlik görevlileriyle konuşabildik, şakalaşabildik, hatta kahkahayla gülebildik.

Özellikle bilişim teknolojisi ve savunma silahları üzerinden giden sanayi TelAviv, Yafa gibi şehirlere kaydırılmıştır. Seküler yaşamın hakim olduğu bu şehirlerde ileri teknoloji ve modernizmin şatafatlı yüzü kendini göstermektedir.

İşgalci siyonistlerin korkunun yanında en iyi bildikleri bir şey daha mevcuttur. O da provokasyon. Her türlü çirkefliği yapabilecek tıynete sahipler. Orada bulunduğumuzda gençlerimizin bizzat şahit oldukları bir olayı aktarmak isterim; 3-4 Yahudi genç kız Mescidi Aksanın kapısının önünde Müslümanların yoğun olduğu saatte açıktan yüksek sesle Tevrat okuyorlar. Müslümanlar tepki gösterince askerler kızların etrafında hemen koruma duvarı oluşturuyorlar. Genç kardeşlerimizin aşırı tepkileri sonucu daha önce tanıştığımız Kubbetus -Sahra Kütüphane Müdürü Muhammed bey geliyor ve tepkileri yatıştırmaya çalışıyor. Orada ifade ettiği söz bizim içimize oturdu; “Arkadaşlar siz 2-3 gün sonra buradan gideceksiniz. Biz ise burada bunlarla yaşamaya devam edeceğiz.”  Yine Muhammed beyin genç kardeşlerimize hitaben “ Sizin atalarınız bu topraklardan gittikten sonra bu millet gülmeyi unuttu söylemine” genç kardeşlerimizin hocam geri geleceğiz dediklerinde “O halde ordularınızla gelin” sözleri bizi derinden etkileyen başka bir anekdottu. Buna mukabil 3 milyon Hristiyan’a rağmen 45 bin Müslümanın Kudüs’ü ziyaret ettiğini öğrendiğimizde bir şok daha yaşamıştık.  

Kaldığımız otelde tanıştığımız Müslüman bir aile ile yaptığımız söyleşiyi de önemsemiştim. Şöyle ki; aile Kudüs’e 2-3 saatlik mesafede oturuyor, fakat ayda 2-3 defa Kudüs’ü ziyaret ederek sahipsiz kalmadığını göstermeye çalışıyor. Ramazan ayında ise ziyaretlerini her gün gerçekleştiriyor.

Kudüs ekseninde tüm Filistin’in Müslümanlar tarafından (Hassaten Türkler) sahiplenilmeye, gündem edilmeye ihtiyacı var. Özellikle Türkiyeli Müslümanların ziyaret etmeleri gerekiyor. Zira onlarda var olan korkuyu derinleştirebilecek yegane milletin Türkiyeli Müslümanlar olacağına inanıyorum.

Yazımız en çok korktuklarını düşündüğüm şu ayetler ile bitirmek istiyorum

İsrailoğullarına kitapta (Tevrat’ta), “Yeryüzünde iki kere fesat çıkaracaksınız.” diye bildirdik. Ve gerçekten, büyük bir üstünlükle gâlip geleceksiniz. Artık ikisinden birincisinin vadesi (zamanı) geldiği zaman, (çok çetin) kuvvet sahibi kullarımızı sizin üzerinize gönderdik. Böylece evlerin aralarına girip (sizi) aradılar ve vaadedilen, yapılmış oldu. Sonra sizi, onlara karşı tekrar (yeniden zafere) döndürdük. Mallarla ve oğullarla, size imdat (yardım) ettik. Ve sizi, nefer (cemaat) olarak daha çok kıldık. Eğer ahsen davranırsanız, kendi nefsiniz için en iyisi olur. Eğer kötü davranırsanız, artık (o da) ona (nefsinize) aittir. Böylece sonrakinin (ikinci fesadınızın) vadesi geldiği zaman yüzünüzü karartsınlar ve mescide ilk defa girdikleri gibi girsinler. Ve üstünlük sağladığınız şeyleri mahvedip, helâk etsinler (yok etsinler). Rabbinizin size rahmet (merhamet) etmesi umulur. Ve şâyet siz (fesada) dönerseniz, Biz de (cezalandırmaya) döneriz. Ve cehennemi, kâfirler için kuşatıcı kıldık. (İsra 4-8)

Yolumuzun bir gün Kudüs’e düşmesi temennisiyle…