Müslüman Görünümlü Virüs, Solucan ve Trojanlar

Son Güncelleme : 17.07.2018 15:07

Müslümanlar, kendi içlerindeki Müslüman görünümlü virüs, solucan ve trojanlardan dolayı her an tehdit altındadır.



Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar Allah tarafından gönderilen bütün dinler, içerik olarak aynıdır ve tüm kuralları Allah tarafından belirlenmiştir. Her peygamberin ölümünden sonra da bu dinlerin içerisine, insan kendi koyduğu kuralları bir kutsal metne dayandırmak suretiyle eklemiştir. Ya da metne dokunmamış ama yaşanan şeklini değiştirmiştir. Her ikisinin adı da Kur’an’a göre tahriftir.

Eğer bu dinin sahibi Allah ise, ki el-Hak öyledir; o zaman bütün kuralları kendisi koyar. Çünkü yarattığı insanın nasıl bir hayat yaşaması gerektiğini en iyi kendisi bilir şüphesiz. Teşbihte hata olmaz, Allah tıpkı bir doktor gibi bireysel ve sosyal bünyenin sağlıklı işlemesi için bir reçete yazar. Bu reçetede üç değişmez ilaç vardır. İnanç, ibadet, ahlak. Eğer beşeri bir unsur, bu reçeteye ilave yapacak olursa, reçete bozulduğu gibi, onu kullanan insan bünyesi de bozulur. Allah’ın yazdığı reçeteye göre yaşayanlara Allah; “mü’min” (Allah’a güvenen, çevresine güven veren), kendi oluşturduğu keyfi reçeteye göre yaşayanlara ise mü’minlik niteliğini kaybettiği için yerine göre“kâfir, münafık, fâsık” diyor. Yeri gelmişken belirtelim; birey ya da bir gurubu kastederek bu sıfatları kullanma yetkisi de sadece Allah’a aittir. İnsanın, iman konusunda bir tespit, teşhis yapma yetkisi de yoktur. Çünkü kimin Allah’ın koyduğu kurallara tam olarak uyduğunu sadece kendisi bilir. Ama bugün her ne hikmetse her önüne gelen, kendi hayalindeki ilkelere uymadığı için karşıdakini “münafık, kâfir, sapık, fâsık” gibi nitelemelerde bulunuyor. Bu da karşıdakini ötekileştirmeyi beraberinde getiriyor. Aynı zamanda bu nitelemeyi yapanlara karşı da nefret oluşmasına sebep oluyor.Müslüman mahallesinin bir türlü gerilim ve tefrikadan kurtulamamasının temel sebeplerinden biri budur.

Allah’ın dışında birinin koyduğu bir kural, ibadet şekli ya da ritüelin zamanla nereye evrileceğini ve neye dönüşeceğini hiç kimse kestiremez. Oysa ki din sabittir.Hristiyanlık ve Yahudilikte ortaya çıkmış bir çok mezhep sırf bu yüzden bugün insanlık için önemli bir tehdit haline gelmiştir. Örnek isterseniz, Evangelistleri hepiniz duymuşsunuzdur. Yaşadığımız dinde de aslında geleneğe ait olması gereken bu gibi kurallar maalesef vardır. Birçok kuralın bir Kur’an’daki şekli, bir de sosyal hayattaki şekli vardır. Çoğu zaman ikisi birbirine zıttır. Bundan dolayıdır ki; tevhid (BİRlik, dolayısıyla beraberlik) dini olan İslam dairesinde, kendi tarihi serüveni içerisinde birçok mezhep ve tarikat ortaya çıkmıştır. Her mezhep ve tarikat ta kendisinin hak olduğunu, diğerlerinin batıl olduğunu iddia etmiştir. Bu durum ise Müslümanları bugün olduğu gibi tarih boyunca şiddet sarmalının içine almıştır. Çünkü din adına ötekileştirme, şiddeti de beraberinde getirir. Birçok dini tartışmada bağırıp çağırmanın ve hakaret etmenin altında yatan sebep te budur. Ötekileştirme…

FETÖ ve Adnan OKTAR hareketinin de ortaya çıktığı iklim ve koşullar da budur. Kendilerini çok hain ve rezilce ortaya döktükleri için bugün sadece bunları konuşuyoruz. Gerek İslâm dünyasında, gerekse ülkemizde, tarih içerisinde oluşmuş iklimden yararlanıp kuluçkada yatan, yerine göre yabancı istihbarat servisleri tarafından finanse edilen oldukça fazla yapılanma vardır. Dolayısıyla yeryüzündeki tüm Müslümanlar, kendi içlerindeki Müslüman görünümlü virüs, solucan ve trojanlardan dolayı her an tehdit altındadır. Bunu zaten sık sık yaşayarak ta görüyoruz. 15 temmuz darbe girişimi de bunun en bariz örneğidir.

Bu konuda öncelikle Müslüman devletlerin, bu durumu bir güvenlik sorunu olarak görmeleri ve ona göre tedbir almaları gerekir. Ayrıca din eğitimi veren resmi kurumların da artık mevcut dini-toplumsal yapıyı muhafaza eder görünümden çıkarılması, peygamberimize gelen aslına sadık olarak, yaşadığımız dini hayatı gözden geçirip topluma doğru bilgiyi sunan bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Her türlü kalkınmanın da başlangıç noktası burasıdır.