Ümmetten Ulusa...

26.01.2018 13:53

Devlet/sistem en önemli gelirlerini vatandaşlardan sağlar.



Şu halk sözcüğü meselâ nedir
Gecenin ilerlemiş vaktinde
Ne arıyor hafızamda
Ve hanginiz halktır arkadaşlar
Ve yönetmek için kendi kendinizi
Kimdir sizi halkeden (yaratan)
Millet'tiniz ne güzel siyahlar
Sarı ırklar beyaz kırmızı tenler
Ansızın halk oldunuz
'On yılda onbeş milyon'
Kırıla kırıla bitmeyen kavgalarda

Yukarıdaki mısralardan kim ne anlar veya Allah selamet versin şiirin sahibi Metin Önal MENGÜŞOĞLU hocamız yazarken ne düşünmüştür bilmiyorum. Fakat bu şiiri hep dinlediğimde asık suratlı, ceberut, eli sopalı bir devlet düşüncesi ve devletinin nazarında vatandaşlığa savrulmuş insanlık kitlesi gözlerimin önüne geliyor.  (Bu vesile ile hem şaire hem de bu şiiri en güzel şekilde (bana göre) okuyan Murat Kapkıner’e selamlar olsun) 1980’lerin başında köyümden insanların çeşitli sebeplerle karakola götürülüp derdest edildikleri ve nicelerinin falakadan geçirildiği zihnimin kıvrımlarından geçer. Çok sonraları öğrendim Ulus Devlet tarzı bir sistem ile yönetildiğimizi.

Kendimi bildim bileli devlet/sistem savunma refleksiyle hareket etmektedir.Dahası her daim mücadele edeceği, sopalayacağı birilerini arayan öfkeli bir görüntü sunmuştur. Döveceği kimse kalmaz ise icat ediyor. (Kimi ara dönemler elbette olmuştur.) Bu kızgın ve bir o denli öfkeli ruh hali sanırım devletin en bariz özellikleri arasındadır. Sosyal devlet faaliyetlerinin en yoğun olarak yaşatıldığı dönemlerde bile bu gergin ruh halinin izlerini “Ben olmasam sana kimse bir şey vermez haa” korku/ikazında  görebiliriz.

Uzun yıllar boyunca Millet kavramıyla yol almış bir cemiyetin çocuklarıyız. Millet kavramı tam da bizi yansıtıyordu doğrusu. Ama Fransız Devrimi akabinde gelişme gösteren Ulus Devlet modeli büyük coğrafyaları etkisi altına aldı. Birer, ikişer devletler bu yeni modeli içselleştirdi. Dar gelen nice gövdeye bu ceket giydirildi. Gövdenin, içinde rahat olup olmaması çok da önemli değildi.

Devlet/sistem en önemli gelirlerini vatandaşlardan sağlar. Ancak gelirlerini (vergi) sağladığı kitleyi de sürekli kontrol altında tutmaya çaba gösterir. Zira en önemli tehdit de vatandaştır. Haliyle vatandaşın eğilimleri, beklentiler bilinmeli mümkün ise üzerinde oynanabilmeli değil ise kontrollü şekilde giderilmelidir.

Ulusal Devlette insan, 11 haneli bir rakama ile telaffuz edilir. Tüm ülke insanı (Birçok ülkede de aynıdır) teknolojik gelişmeler ışığında 11 rakamlık macerası olan vatandaşa dönüşmüştür. Devlet/sistem 11 rakam üzerinden vatandaşının her şeylerini kontrol altında tutabiliyor. Hatta Devlet/Sistem bu rakamlar üzerinden ne yediğinizi ne içtiğinizi dahi gözetliyor/kontrol edebiliyor.

Metropollerde yaşayan kendi halindeki bir insan en az 150- 200 defa kameralara yakalanıyor. (Batıda bu rakam 300’ü buluyor) Kameraların sadece trafiği denetlemek ve kontrol etmek için kullanılmadığını artık biliyoruz. Ciddi tepkilere sebep olması gereken bu durum modern insanın kullandığı sosyal medya sebebiyle meşrulaştırılmıştır.  Sağımızda, solumuzda, tepemizde sürekli bizi gözetleyen aparatların olmasını artık önemsemiyoruz, zira modern insan tüm şeffaflığıyla sosyal medya hesapları ile yaşamını alenileştirmiştir.  Söz konusu alenileştirmeden dolayı neredeyse sıfır tepki söz konusudur. Maalesef sürekli gözetim altında olmayı özel yaşam/kamusal yaşam konuları kadar bile tartışmadık. Hatta kameralarla kontrol edilme meselesini telefon dinlenmesi kadar dahi tartışmadık. Çünkü toplum gözetlenmeyi gönüllü yaptığı için bir sorun olarak telakki etmemektedir. Birçoğumuzun böyle sorunu dahi yoktur.

Bir devlet/sistem neden sürekli tebaasını kontrol etmek veya gözetlemek ister? Üzerinde çok düşünmediğimiz (beklide bu durumu normal karşıladığımızdandır.) bir konudur. Kendi insanını potansiyel tehdit algılama anlayışının yansımalarıdır. Ulus devlet bu yönüyle güvensizlik/emniyetsizlik üzerine kuruludur. Her 10 yılda bir darbe süreçlerinin yaşandığı bizim gibi ülkelerde durum daha güç bir hal alır. Sürekli tedirgin, sürekli teyakkuz halinde…  Dahası devlet erki tebaasına sürekli tepeden bakmayı da meşru görmüştür. Ara ara rol değişikliği (Devlet baba/devlet ana) yapsa da esasında Ulus Devlet/sistemi Devlet Baba mantığına sadık kalmıştır.  Geçiş dönemlerinde rahatlamalar olabiliyor, fakat bu sistemin/devlet aklının değiştiği anlamına gelmeyecektir. Değişen sadece parke döşeli yolun parkeleri sökülüp asfalt döşenmesi işlemidir.

Doğası gereği devlet/sistem önce kendini düşünür ve bu erkin korunması gerektiğini mülahaza eder. Yapılan değerlendirmeler, alınan kararlar sistem merkezlidir. Önemli olan beka meselesi olduğundan kiminle çalışıldığının çok da bir önemi yoktur. Gün gelir sol görüşlü liderler, gün gelir sağ görüşlü liderler gün de gelir dindar kadrolarla bekasını sağlamaya çalışır. Zıt kutuplar yönetmesine rağmen hizmet edilen merci tek bir yerdir. Sistem/Devlet rutin dışına çıkılmayı çok hoş görmez. Biz İslamcılar son yıllarda Devletin dindar kadrolarla!! yönetildiğini gördüğümüzde bir şeylerin değişti zehabına kapılıyoruz. Halbuki siyasetinden ekonomisine, bürokrasiden ilahiyatına vb değişen bir şey yoktur. Değişen görüntü/görsellik ve retorik değişikliğidir. Aracı farklı bir renge boyamakla aracın araç başka bir araç olmuyor. Şekli aynı olmakla birlikte kaporta bile aynıdır, değişen görüntüsüdür.       

Devletin/sistemin modelini değiştirmeyi bırakıp ıslah edelim deseniz bile ciddi sorunlar yaşarsınız. İslami camialar özellikle Türkçe ezan yasağının kaldırılmasıyla eleştirel, sorgulayıcı, muhalif tavrından uzaklaşmışlardır. Bu uzaklaşma İslamcı camiaları yönetimin aktörü olmaktan ve inisiyatif almaktan da alıkoymuştur. Bunun içindir ki 16 yıllık bir hükümet iktidarda olmasına rağmen hala muktedir olamıyor; doğal olarak istediği şekilde ne siyaseti, ne bürokrasiyi ne de ekonomiyi dönüştürebiliyor. Çeşitli makamlara atanan nice Müslüman Bürokratlar!!! (Bu kavramdan hiç haz etmiyorum) milletin, ümmetin derdine deva olacağına Müslüman sıfatlarını bırakıp bürokrat sıfatlarıyla iş tutmaktadırlar. Maalesef niceleri İslami kimliklerini korumamışlar, atandıkları kurumların yönetim şekillerine tabi olmuşlardır. Güçlü ve kendinize ait bir sistem ortaya çıkaramazsanız var olana tabi olmak zorunda kalırsınız.

Üzerimize yapışan ve çıkaramadığımız bir yenilmişlik/yılgınlık elbisemiz mevcuttur. Haliyle ya üniter devlet modelini ya ulus devlet modelini veyahut federe devlet modelini tercih etmekle karşı karşıya kalmaktayız. Yapmamız gereken geçmişimizi iyi tahlil etmek ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap verecek fikirler, projeler, sistem üretme arayışını sürdürmektir.

Fi emanillah